Son 120 Sene İçinde Türk Mimarisinde Millilik ve Rejyonalizm Araştırmaları- Sedad Hakki Eldem Arredamento Mimarlık 09/1990

SSK Kompleksi, Istanbul, Turkiye 1962 – 1964 by Sedad Hakkı Eldem photo by Aykut Köksal

Modern mimarinin çeşitli sözde fonksiyonel özelliklerinden başka başlıca hususiyeti Türk mimarisinden ve civarından uzak durması olmuştur. O zaman bu ekolün yapı tekniği bakımından memleket ve mimarlığımıza birçok yenilikleri ve bu arada detay biçimini aşılamış olduğu inkar edilemez.
Bu hal bazı genç öğrenciler arasında hoşnutsuzluk yaratmamış değildi. Bunların biri de bendim. O zaman ben öğrenci olmakla beraber iki taraflı asi idim. İlk olarak kubbeli-kemerli Neo-Türk’e ikincisi de enternasyonel kübiğe şiddetle karşı idim. Aynı şiddette de Türk evine aşık ve hayrandım. Eğer o tarihten itibaren mesleğimde bir marifet yapmış isem, o da bu iki hissimi korumuş olmamdandır. Her yaz tatilinde Anadolu’nun köy ve kasabalarını ve o zaman daha birer müze güzelliğinde olan şehirlerini dolaşır ve mimarilerini incelerdim. O zaman sözünü ettiğim yerler (hatta Ankara) bütün esrarengiz güzelliklerini korumakta idiler. Dar sokaklarda dolaşmak her köşe başında başka bir güzellik keşfetmek, durmadan heyecan içinde olmak demekti. Bu işime Batı’da üç senelik stajımda da devam ettim ve Le Corbusier, Wright, Perret’leri daha yakından keşfettim ve tanıdım. Bunlardan Türk evinin dünya çapındaki güzellik ve manasının büyüklüğünü öğrendim.
İçim ve resim albümlerim dolu olarak Akademi’ye döndüm. Avusturya ekolünü tam bütünleşmiş buldum. Burada 30’larda Milli Mimari Semineri’ni kurdum. Bu hem araştırma hem uygulama olacaktı. Hareket 15-20 sene kadar devam etti. Bütün genç mimarlar bu hareketi takip ettiler. Bu arada demir eksildi, taş binalar devri başladı ve Millilik hareketi görünmeye başladı.

Milli Mimari ismiyle bilinen, fakat bazı mimari tenkitçileri tarafından 2 veya 3. Türk mimarisine dönüş şeklinde tefsir edilen bu hareket aslında evvelkilerden tamamen farklıdır. Daha doğrusu gaye farklıdır. Bu hareket kesinlikle şekil taklidini reddetmekte, eski ve milli zevkimize bağlantıya, genel hatlarda pencere bolluğunda, binaların hafif görüntüsünde ve olsa olsa planların geleneksel karakter ferahlık ve güzellikte olmalarına gayret etmektedir. Gayret diyorum çünkü 20 sene kadar devam eden bu hareket, elbette iyi örnekler vermiş ve gerektikçe kişileşme temayülünden kaçınamamıştır. Fakat, itiraf etmek lazımdır ki, bu süre devamınca Türk mimarisinde kitlelerin oturtuluşunda doğaya saygı ve aşırı virtüözitelerden çekinme egemen olmuştur. Unutmamak lazımdır ki, bu mimari hareket o zaman en sivrilmiş eserlerini veren ve adeta devletçe benimsenmiş bir mimari görüş ve enternasyonal modern tarza karşı reaksiyon durumunda idi. Bu mimari reaksiyon ve yenileme ilk olarak Akademi’de Milli Mimari Semineri’nde tecrübe edildi. Bu çalışmaların etkisiz kalmamaları ve süratle memlekete yayılmaları, o devirdeki mimar elemanlarının yetişme şeklinde ve sayılarının az fakat kalitelerinin çok yüksek mertebede olmasından ileri gelmektedir. Bu aşamalar belirtilmek istendiği gibi klişeleşmiş ve bazen ölü doğmuş değildi. İnşaat ihtiyacına göre hem taş hem beton olabiliyordu. Bu seyyaliyet, modern denilen yeni hareketler esnasında kaybedildi. Yapılması engellenmeyip, inşaatı ikmal edilebilmiş olsaydı Adliye Sarayı ile İstanbul, Hilton’dan evvel modern binasına kavuşabilecekti. “Milli Mimari Hareketi”nin ilk eseri tam 50 sene evvel tasarlanmış olan Yalova Termal Oteli’dir. Bina hala modernliğini korumaktadır. Atatürk’ün özel surette şahsen ilgilenmiş olduğu ikinci bir bina Büyükada’da Dil mevkiindeki kendi yazlık köşkü olmuştur.


O zaman bir binanın da projesiyle şahsen ilgilenmiştir. Böylece bu iki bina münasebetiyle şahsen beş defa mimari üzerinde görüşmek ve kendi direktiflerini almak mutluluk ve şansına sahip oldum. O zaman mimarimizin bu şekildeki gelişmesine yabancı ve kübik ekollerin temsilcileri var kuvvetleriyle karşı geldiler. Fakat Bonatz ve Taut gibi büyük üstadlar aynı yolun yolcusu olmaktan çekinmediler. Örneğin, Saraçoğlu Mahallesi ile Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Türk mimarisinden etkilenmiş yapılardır. Harp sonrasında dünya mimarisindeki değişiklikler, bizde belli bir mimarinin ve özellikle taş mimarisinin Nazizm mimarisine yakın görünmesi bu (milli) mimari harekete son, daha doğrusu başka bir istikamet vermiştir. Bu yolu ayrı yönlerden takip eden ve kesinlikle şekil veya dekor taklitçiliğinden kaçınan kuvvetli bir mimarlar grubu vardır. Bu grubun çok inşaat yapabilmek suretiyle yetişmesini arzularım. Halbuki 60-70 seneleri içinde büyük bir Eklektisizm başgöstermiş hemen hiçbir mimarımız mahalli eserlerimizle ilgilenmemiştir. Eklektisizm, Manyerizm, şekilcilik ve virtüözite almış yürümüştür.

Japonlar’ın tutumu daima gözümüzün önünde örnek olarak kalsın. Onlar geleneksel mimarilerini en modern tekniklerle imtizaç ettirmesini bilmişlerdir. Birbirinden daha kabiliyetli mimarları hep aynı yoldan yürümüş ve hiçbir surette Batı’nın esiri olmamışlardır. Evet Le Corbusier burada ilk senelerde büyük etkilerini göstermiştir. Fakat onun mimarisi sonradan daha fazla bir metod ve disiplin olarak kabul edilmiştir ve geleneksel Japon mimarisinin o tükenmez güzellik ve zenginliğinden ders alınmaya çalışılmıştır.

Sonuç: Yaşantı şeklimizi etüd etmek (ev, apartman, yeşillik) ona göre yerleşmeler kurmak ve işi tesadüfe bırakmamak (gecekondularda olduğu gibi), toprağın ve taşın verdiği teknik imkanları araştırmak ve verileri ihmal etmemek ve bu arada bizden evvel yapılmış binaların ahengine uymak, onlardan öğrenmek. Modern zannıyla, körü körüne her yerde beton kullanmamak, taşı da dile getirmek (Diyarbakır vs. gibi yerlerde), apartman yaşantısını kısıtlamak, kat sayısını küçük topluluklarda kesinlikle üçten fazlaya çıkarmamak. Bizim mimarimizin ve şehirciliğimizin doğru rayına girebilmesi için mutlaka mevcut kıymetlerimizden istifadeyi ön plana çıkarmasını bilmeliyiz. Böylece herhangi bir yabancı akıntıya kendimizi kaptırmaktan kurtarmış oluruz. Yerli mimarimizden öğrenelim derken, kesinlikle şekil ve dekor taklitçiliğinden sakınmalıyız.
Mimarlık her on senede bir değişen bir moda haline getirilmemelidir. Bir gün Mies, Aalto, sonra Kahn, sonra Johnson, sonunda Venturi, Scully ve grupları… Birkaç gün evvel G. Bunshaft beni görmeye gelmişti. “Memleketinizde neler yapılmaz!” deyip durdu. “Anadolu’da tükenmez ve dokunulmamış bir hazine bekliyorsunuz”. Kendisi 30 sene evvel “Lever House”u yapmıştı. O da devrini geçirdi. Şimdi burada yeni ilham arıyor. Daima araştırmalı. Bugün iyi yetişmiş mimarlarımızın sayısı çok büyümüştür. Bunların arasında etrafını görmesini ve çevresinden ders almasını bilenler gittikçe çoğalıyor. Fakat kafi değil. G. Bunshaft ve benzerlerinin söyledikleri gibi, biz iyi hazine ortasında yaşıyoruz. Niçin etrafımıza biraz daha dikkat ve sevgiyle bakmıyoruz?

Arredamento Mimarlık’ın Notu:
(*) Ünlü mimarın İstanbul’da 11-12 Haziran 1984’te düzenlenen “Mimaride Türk Milli Üslübu Semineri”nde sunduğu bildirinin son kesimini sayısız yazım hatalarını düzelterek aktarıyoruz. Bildiri, seminer kitabının 56-59. sayfalarında yeralmaktadır.

2 thoughts on “Son 120 Sene İçinde Türk Mimarisinde Millilik ve Rejyonalizm Araştırmaları- Sedad Hakki Eldem Arredamento Mimarlık 09/1990

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s